ÖNDERİMİZ
BÜTÜNLEŞTİK...

YEREL-İŞ SENDİKASI OLAGANÜSTÜ GENEL KURULUNDA OY BİRLİĞİYLE TÜM YEREL-SEN'E KATILIM KARARI ALINDI.


EGEDE BUGÜN: http://www.egedebugun-gazetesi.com/haber/kadina-siddete-son-3920.html SÖZCÜ: http://sozcu.com.tr/2014/gunun-icinden/kadin-cinayetlerine-kefenli-protesto-658810/ EGEDESES: http://www.egedeses.com/haber-27889-_oldurelen_kadinlari_kefen_giyerek_protesto_ettiler.html EGENİNSESİ: http://www.egeninsesi.com/174903-oldurulen_kadinlari_kefen_giyerek_protesto_etti YENİ EKONOMİ GAZETESİ: http://yeniekonomigazetesi.com.tr/kadina-siddete-gelinlikli-ve-kefenli-protesto EGE MECLİSİ: http://m.egemeclisi.com//yazar/51724/kadina_siddete_dur_demek_icin_harekete_gectiler 25 Kasım 1960'ta Dominik Cumhuriyeti'ndeki diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kadının (Mirabel Kardeşler) diktatörlüğün askerleri tarafından tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde öldürülmesinin ardından, 1981'de Dominik'te toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında; 25 Kasım, "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü" olarak kabul edilir. Daha sonra 1985 yılında, BM tarafından "25 Kasım, kadına yönelik şiddetin yok edilmesi için uluslararası mücadele" günü ilan edilir. 1981 den bu yana her 25 Kasımda; dünyanın dört bir köşesinden kadınlar, efsaneleşen bu üç kadını, çeşitli etkinliklerle anıyor ve kadına yönelik şiddet konusunun yeniden gündeme gelmesini sağlayarak, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve milliyetçiliğe, karşı; kadın dayanışmasını örüyor, seslerini yükseltiyorlar. Değerli Halkımız, Toplumsal cinsiyet eşitliği, toplu­mun temel taşıdır. Bu da kadın ve erkeklerin, yaşamın her alanında eşit fırsatlara, eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları anlamına gelmektedir. Kadın ve erkeklerin çalışarak geçim­lerini sağlayabilmeleri, meslek ile aile hayatlarını bir arada yürütebilmeleri ve bir ilişki içinde yaşayan kadınların şiddete maruz kalma gibi endişeleri olmaması demektir. Her şeyin eşitçe paylaşıldığı kadın ve erkeklerden oluşan sınıfsız bir toplumda, her şey daha adil ve demokratik olacaktır. İyi gelişmiş bir refah sistemi ise iki cinsiyetin iş ve aile hayatı arasındaki dengeyi sağlayacaktır ve kadınlar çifte sömürüye, şiddete, öldürülmeye maruz kalmayacaktır. Ama ne yazık ki ülkemiz için bunlardan söz etmek mümkün değil. Kadın cinayetlerinde son 12 yılda büyük artışlar oldu. Kadına yönelik şiddet yüzde 1400 arttı. 2002 yılında 66 kadın öldürülürken, 2009 yılında bu sayı 1126’ya yükselerek, % 1400’lük bir artışla rekor sayıya yükseldi. Öldürülen bu kadınların katilleri ise, ya kocaları, ya babaları ya da sevgilileri oldu. Bunlardan yargılananların ise ancak 3'te biri cezalandırıldı. Cezalandırılan faillerin hemen tamamı ise ‘'haksız tahrik'' indiriminden yararlanarak hafif cezalar aldılar. Sınıflı toplumlar var olduğu sürece de kadının ezilmesi ve sömürülmesi artarak devam edecek ne yazık ki. İçinde yaşadığımız Ataerkil toplumun bakış açısına bir de şeriatçı bakış açısı eklenince, kadının ikinci sınıf insan olarak görülmesi, çifte sömürüye tabi tutulması, bir meta gibi alınıp satılması da artarak devam edecek ve bu korkunç tabloya her gün yeni kadın ölümleri de eklenecek ne yazık ki. Ekonomik şiddet, kadın cinayetlerinin ve kadına şiddetin en önemli nedenlerinden biridir. Yine, kültürel ve siyasal koşullar, şiddeti meşrulaştıran zihinsel altyapıyı da şiddeti artıran sebepler olarak sıralayabiliriz. Yapılan araştırmalarda, öldürülen kadınların katillerinin çoğunlukla aile üyelerinden birisinin olması dikkat çekicidir. Yine bu cinayeti işleyen eş ya da babanın durumunu irdelediğimizde bunun altında o kişinin işsiz olması ve bu nedenle bunalıma girmiş olmasının yattığını görebiliyoruz. Ya da çok düşük ücretlerle çalışan bir işçi olduğunu, ailesini geçindirmekte çok zorlandığını, patronuna yöneltemediği öfkesini eşine ya da çocuklarına yönelttiğini vb. nedenleri baş sebep olarak sayabiliriz. Yine kadın cinayetlerinin önemli bir nedeni de namus anlayışının, kadınlara indirgenmiş olmasıdır. Buna özellikle ülkemizin doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerinde sıkça rastlamaktayız. Yine ülkemizin kanayan yarası olan çocuk gelinler, önce bireyi, daha sonra tüm toplumu etkileyecek yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Anne-çocuk ölümleri, üreme sağlığına yönelik sorunlar, eğitim eksikliği, kadına yönelik şiddet ve istismarı vb. gelin çocukların toplumumuzda yarattığı olumsuz bazı nedenler olarak sayabiliriz. Kadın cinayetlerinin her geçen gün daha da artmasının önüne geçmek için yapılan yasal değişiklikler ve koruyucu-önleyici tedbirler ne yazık ki göstermelik olmaktan öteye geçmemiştir. Değerli Halkımız, Kadın sorununu gerçek anlamda çözmek ve kadına uygulanan bu insanlık dışı duruma son vermek için; -Yapılması gereken koruyucu-önleyici çalışmaların yanında sorunun ekonomik nedenlerini ortadan kaldıracak şekilde toplumsal refahın gelişmesini sağlayacak sosyal politikalara ağırlık verilmelidir. -Kadını bunaltan, aptallaştıran ve evin kölesi haline getiren ev işlerinden uzaklaşması ve üretime katılması sağlanmalıdır -Kadınların mücadele içerisinde tam olarak yer almaları sağlanmalıdır. -Kadının evinden dışarı adım atması, sosyal üretim içinde ve hayatın her alanında en aktif biçimde yerini alması sağlanmalıdır. -En önemlisi de kadının ekonomik bağımsızlığını kazanması ve ayaklarının üzerinde durması sağlanmalıdır. -Kadının, ekonomik hayatta da, siyasi ve günlük hayatta da erkeğe eşdeğer bir görev alması sağlanmalıdır. Yani ekonomik hayatta erkeğin hâkimiyetine son verilmelidir. Kadınla erkek eşitlenmelidir. -Kadınların, sendikalarda, siyasi partilerde, derneklerde, kooperatiflerde örgütlenmesini ve çalışmalara aktif bir şekilde katılması sağlanmalıdır. Çünkü tek başına hiçbir şey yapamayız. Bilmeliyiz ki “Örgütsüz Halk Köle Halktır”. Değerli Halkımız, Kadın ve erkek omuz omuza örgütlendiğimiz takdirde saldırıları püskürtebilir insanca, eşit ve özgür yaşayabileceğimiz sınıfsız bir dünya yaratabiliriz. Unutmayalım ki her şeyden önce insanlığın dolayısıyla kadının ezilmesi sömürülmesi kapitalist düzenden kaynaklanıyor. Kapitalist düzen kadın-erkek demeden eziyor ve sömürüyor. Bu bilinçle de bulunduğumuz her alanda kadın ve erkek el ele omuz omuza mücadele etmeliyiz. Gerçek Kurtuluşumuz için, dünyanın yarısı olan biz kadınların diğer yarısı olan erkeklerle beraber hayatın her alanında örgütlenmesi ve ortak mücadeleyi yükseltmesi gerekmektedir. Bu sağlandığı takdirde, kadınlarımızın kafaları en çağdaş bilimle, demokratik ve laik kültürle donatılacak, sosyal hayatın her alanında aktif bir biçimde çalışmak isteyecek ve toplumda hak ettikleri yeri alacaklardır. Tabiî bu iş siyaset yapmayı da kendiliğinden içerir. Doğaldır ki bu alanda da erkeklerle yarışacaklar. Böylelikle kurtarılmayı, yardım edilmeyi bekleyen ve uman; zayıf, güvensiz insanlar olmaktan çıkacaktır. Tüm Yerel-Sen olarak; Kadınlarımızın bu duruma yükseltilmesi için ne gerekiyorsa duraksamadan, kararlıca yapacağız. KADINIZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ! KADIN ERKEK EL ELE ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYE! TÜM YEREL-SEN

devamı

ULUSLAR ARASI ÇALIŞMA ÖRGÜTÜ (ILO) , TÜM YEREL-SEN’ İN BAŞVURUSUNU DİKKATE ALARAK, ANTALYA BÜYÜKŞEHİR ve ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİN'DE YAŞANAN SÜRGÜNLERİ TAKİP KARARI ALDI. Tüm Yerel-Sen olarak 29 Eylül 2014 tarihinde yazılı olarak Uluslararası Çalışma Örgütü ILO'ya başvurarak, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediye yönetimlerinin, çalışanlarını sürgün ederek sistematik bir mobbing uyguladığını, bu uygulama ile dayatılan çalışma sisteminin yasalara, insan haklarına, Anayasaya ve Uluslararası uygulamalara aykırı olduğunu, özellikle, ILO.87, ILO.98, ILO.155 ve ILO.161 Nolu sözleşmelere aykırılık teşkil ettiğini bildirmiştik. Uluslararası Çalışma Örgütü ILO Genel Sekreterinin , Tüm Yerel-Sen 'e gönderdiği 14 Kasım 2014 tarihinde yazısında özetle; Tüm Yerel-Sen'in başvurusunu gündeme aldıklarını ve ILO yönetimince Türkiye Cumhuriyeti Devletinin uygulamalarını 87., 98., 155. ve 161 Nolu ILO sözleşmeleri kapsamında incelediklerini ve Tüm Yerel-Sen’in aykırılık iddiaları kapsamında konuyu gündeme aldıklarını belirterek, Konu hakkında Türkiye Cumhuriyeti Devletinden görüş isteneceğini ve bu süreçte uygulamaları incelemek üzere ILO Uzman heyetince inceleme çalışması yapılacağını belirtmiş, bir sonraki ILO toplantısında konunun tekrar ILO gündemine alınacağını yazılı olarak bildirmiştir. Bu sonuçla birlikte; Büyükşehir Belediyesini yönetenlerin durup düşünmesi ve yaptıkları çağ dışı - zalim uygulamadan geç kalmadan vazgeçmelerini diliyorum. Çünkü Orta çağdan kalma bu işkence uygulaması hiçbirimizi korkutmamış, inançlarımızdan ve düşüncelerimizden vazgeçirememiş, asla yıldırmamış ve yolumuzdan - mücadelemizden döndürememiştir. Boyun eğmeyip mücadeleyi büyüteceğimiz de iyice anlaşılmalıdır. Antalya ve Ankara Büyükşehir Belediyesini yönetenlere tavsiyemiz biran evvel bu uygulamadan vazgeçerek tüm çalışanları görevlerine iade etmeleridir. Korku imparatorluğu yaratmaya çalışanlara asla pabuç bırakmayacağız. Çünkü haklıyız ve Haklı her zaman güçlüdür.

devamı

devamı

EĞİTİM İŞ İZMİR ŞUBELERİ KARANLIĞI AYDINLATMAK BÜTÇEDEN HAKLARINI ALMAK İÇİN YÜRÜDÜLER Eğitim İş Sendikası İzmir Şubeleri, 24 Kasım 2014 Pazartesi akşamı saat 18.00’de, Basmane’deki Fuar 9 Eylül Kapısı önünde toplanarak "Karanlığı aydınlatmak için yürüyoruz, Bütçeden Hakkımızı İsiyoruz" pankartı ile meşalelerle Konak'a yürüdüler Konfederasyona bağlı diğer sendikaların ve Ulusal Eğitim Derneği’nin destek verdiği eylem, meşalelerin yakılmasıyla başladı. Yürüyüş başlamadan önce, ‘’NÖĞMEN’’ adını verdikleri kahraman, kendi özel kıyafetiyle ortaya çıktı. Mikrofondan yapılan ‘’polisin cop ve biber gazına, müdürlerin keyfi uygulamalarına karşı bizim de Nöğmen’imiz var. Bundan sonra bize karşı hukuksuz tavır takınırken dikkatli olun’’ anaonsunun ardından Nöğmen polislere karanfil dağıttı. Yürüyüşe CHP İzmir milletvekilleri Mustafa Moroğlu ve HülyaGüven CHP, DSP ve İP İzmir İl başkanları katıldı. Yürüyüş kolu Gazi Bulvarı üzerinden Konak Meydanı’na ulaştı. Yürüyüş boyunca, ‘’Mustafa Kemal’in Öğretmeniyiz, Angaryaya Hayır!, Nöbet Ücretini alacağız, Enflasyon farkını söke söke alırız Aksaray’a Değil Öğretmene Bütçe’’ sloganları atıldı. Yürüyüş İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde Eğitim İş İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Ömer Değirmenci’nin yaptığı basın açıklamasıyla sona erdi. Değirmenci, AKP yandaşı sendikanın, toplu görüşmedeki hükümet teklifini kabul etmesi nedeniyle, öğretmenlerin enflasyon farkını alamadığını. Öğretmen maaşlarını AKP hükümetleri döneminde %30 seviyesinde düştüğünü, okullarda öğretmenlerin tuttuğu nöbete ücret verilene kadar mücadelelerini sürdüreceklerini, yapılan hukuksuz uygulamalar sonucu ‘’Devlet Memuru’’ değil de ‘’Hükümet Memuru’’ yaratıldığını, Eğitimde sabahtan akşama yapılan değişikliklerle, tüm okulların imam hatiplere dönüştürülmek istendiğini vurguladı. Eylem yapılan basın açıklamasının ardından sessizce sona erdi. Haber Kaynak: http://www.egitimhaberci.com/haber-30912-egitim_is_izmir_subeleri_karanligi_aydinlatmak_butceden_haklarini_almak_icin_yuruduler.html

devamı

KREŞ TALEBİMİZİ MAHKEMEYE TAŞIDIK 150 KADIN EMEKÇİNİN ÇALIŞTIĞI İŞYERLERİNDE KREŞ HAKTIR! KREŞ TOPLU SÖZLEŞMEDE PAZARLIK KONUSU EDİLEMEZ 04.06.2014 Tarih, 2193 sayılı dilekçemizle emekçilerin kreş sorununun çözümü için idareye müracaatta bulunmuştuk. Ancak sorunun çözümüyle ilgi olumlu bir yanıt alamadık. Bunun üzerine konuyu yargıya taşıdık. 8 Ekim 2014 tarihinde İzmir 3. İdare Mahkemesinde 2014/1585 Esas numarasıyla davamızı açtık. Hukuki Süreç Devam Etmekte Olup, Dava Sonuçlandığında; ÇALIŞAN ANNE BABALAR RAHAT BİR NEFES ALACAKLAR ÇOCUKLARIMIZ KREŞİNE KAVUŞACAKLARDIR! 16.08.2013 tarih ve 28737 sayılı resmi gazetede yayınlanan “GEBE VEYA EMZİREN KADINLARIN ÇALIŞTIRILMA ŞARTLARIYLA EMZİRME ODALARI VE ÇOCUK BAKIM YURTLARINA DAİR YÖNETMELİK” NE DİYOR? 4. bölüm madde 13; Oda ve yurt açma yükümlülüğü MADDE 13 – (1) Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 100-150 kadın çalışanı olan işyerlerinde, emzirençalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine en çok 250 metre uzaklıkta EK-IV’te belirtilen şartları taşıyan bir emzirme odasının kurulması zorunludur. (2) Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150’den çok kadın çalışanı olan işyerlerinde, 0-6 yaşındakiçocukların bırakılması, bakımı ve emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın EK-IV’te belirtilen şartları taşıyan bir yurdun kurulması zorunludur. Yurt, işyerine 250 metreden daha uzaksa işveren taşıt sağlamakla yükümlüdür. (3) İşverenler, ortaklaşa oda ve yurt kurabilecekleri gibi, oda ve yurt açma yükümlülüğünü, kamu kurumlarınca yetkilendirilmiş yurtlarla yapacakları anlaşmalarla da yerine getirebilirler. (4) Oda ve yurt açma yükümlülüğünün belirlenmesinde, işverenin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan tüm işyerlerindeki kadın çalışanların toplam sayısı dikkate alınır. (5) Emzirme odası ve/veya yurt kurulması için gereken kadın çalışan sayısının hesabına erkek çalışanlar arasından çocuğunun annesi ölmüş veya velayeti babaya verilmiş olanlar da dâhil edilir. YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ! YAŞASIN TÜM YEREL-SEN!

devamı

TALEBİMİZ SONUÇLANDI EŞREFPAŞA HASTANESİ EMEKÇİLERİ ÜCRETSİZ YEMEĞE KAVUŞUYOR! Tüm Yerel-Sen İzmir 1 Nolu Şube olarak; Eşrefpaşa Hastanesi İşyeri Sendika Temsilcimiz üzerinden 7 Mart 2014 tarih ve 973 sayılı başvurumuzda; hastane çalışanlarına ilgili mevzuat gereği ücretsiz yemek verilmesini talep etmiştik. Nihayet İzmir Büyükşehir Belediyesi çalışanların talebini duydu ve 2 Ocak 2015’ten itibaren hastane emekçilerine bir öğün yemek verilmesi için ihale süreci başlatıldı. Diğer Belediye Emekçisi Arkadaşlarımızın da Yemek Yardımı Hakkından Faydalanabilmesi İçin Mücadelemiz Sürüyor! YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ! YAŞASIN TÜM YEREL-SEN!

devamı

25 Kasım 1960'ta Dominik Cumhuriyeti'ndeki diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kadının (Mirabel Kardeşler) diktatörlüğün askerleri tarafından tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde öldürülmesinin ardından, 1981'de Dominik'te toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında; 25 Kasım, "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü" olarak kabul edilir. Daha sonra 1985 yılında, BM tarafından "25 Kasım, kadına yönelik şiddetin yok edilmesi için uluslararası mücadele" günü ilan edilir. 1981 den bu yana her 25 Kasımda; dünyanın dört bir köşesinden kadınlar, efsaneleşen bu üç kadını, çeşitli etkinliklerle anıyor ve kadına yönelik şiddet konusunun yeniden gündeme gelmesini sağlayarak, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve milliyetçiliğe, karşı; kadın dayanışmasını örüyor, seslerini yükseltiyorlar. Değerli Halkımız, Toplumsal cinsiyet eşitliği, toplu¬mun temel taşıdır. Bu da kadın ve erkeklerin, yaşamın her alanında eşit fırsatlara, eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları anlamına gelmektedir. Kadın ve erkeklerin çalışarak geçim¬lerini sağlayabilmeleri, meslek ile aile hayatlarını bir arada yürütebilmeleri ve bir ilişki içinde yaşayan kadınların şiddete maruz kalma gibi endişeleri olmaması demektir. Her şeyin eşitçe paylaşıldığı kadın ve erkeklerden oluşan sınıfsız bir toplumda, her şey daha adil ve demokratik olacaktır. İyi gelişmiş bir refah sistemi ise iki cinsiyetin iş ve aile hayatı arasındaki dengeyi sağlayacaktır ve kadınlar çifte sömürüye, şiddete, öldürülmeye maruz kalmayacaktır. Ama ne yazık ki ülkemiz için bunlardan söz etmek mümkün değil. Kadın cinayetlerinde son 12 yılda büyük artışlar oldu. Kadına yönelik şiddet yüzde 1400 arttı. 2002 yılında 66 kadın öldürülürken, 2009 yılında bu sayı 1126’ya yükselerek, % 1400’lük bir artışla rekor sayıya yükseldi. Öldürülen bu kadınların katilleri ise, ya kocaları, ya babaları ya da sevgilileri oldu. Bunlardan yargılananların ise ancak 3'te biri cezalandırıldı. Cezalandırılan faillerin hemen tamamı ise ‘'haksız tahrik'' indiriminden yararlanarak hafif cezalar aldılar. Sınıflı toplumlar var olduğu sürece de kadının ezilmesi ve sömürülmesi artarak devam edecek ne yazık ki. İçinde yaşadığımız Ataerkil toplumun bakış açısına bir de şeriatçı bakış açısı eklenince, kadının ikinci sınıf insan olarak görülmesi, çifte sömürüye tabi tutulması, bir meta gibi alınıp satılması da artarak devam edecek ve bu korkunç tabloya her gün yeni kadın ölümleri de eklenecek ne yazık ki. Ekonomik şiddet, kadın cinayetlerinin ve kadına şiddetin en önemli nedenlerinden biridir. Yine, kültürel ve siyasal koşullar, şiddeti meşrulaştıran zihinsel altyapıyı da şiddeti artıran sebepler olarak sıralayabiliriz. Yapılan araştırmalarda, öldürülen kadınların katillerinin çoğunlukla aile üyelerinden birisinin olması dikkat çekicidir. Yine bu cinayeti işleyen eş ya da babanın durumunu irdelediğimizde bunun altında o kişinin işsiz olması ve bu nedenle bunalıma girmiş olmasının yattığını görebiliyoruz. Ya da çok düşük ücretlerle çalışan bir işçi olduğunu, ailesini geçindirmekte çok zorlandığını, patronuna yöneltemediği öfkesini eşine ya da çocuklarına yönelttiğini vb. nedenleri baş sebep olarak sayabiliriz. Yine kadın cinayetlerinin önemli bir nedeni de namus anlayışının, kadınlara indirgenmiş olmasıdır. Buna özellikle ülkemizin doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerinde sıkça rastlamaktayız. Yine ülkemizin kanayan yarası olan çocuk gelinler, önce bireyi, daha sonra tüm toplumu etkileyecek yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Anne-çocuk ölümleri, üreme sağlığına yönelik sorunlar, eğitim eksikliği, kadına yönelik şiddet ve istismarı vb. gelin çocukların toplumumuzda yarattığı olumsuz bazı nedenler olarak sayabiliriz. Kadın cinayetlerinin her geçen gün daha da artmasının önüne geçmek için yapılan yasal değişiklikler ve koruyucu-önleyici tedbirler ne yazık ki göstermelik olmaktan öteye geçmemiştir. Değerli Halkımız, Kadın sorununu gerçek anlamda çözmek ve kadına uygulanan bu insanlık dışı duruma son vermek için; -Yapılması gereken koruyucu-önleyici çalışmaların yanında sorunun ekonomik nedenlerini ortadan kaldıracak şekilde toplumsal refahın gelişmesini sağlayacak sosyal politikalara ağırlık verilmelidir. -Kadını bunaltan, aptallaştıran ve evin kölesi haline getiren ev işlerinden uzaklaşması ve üretime katılması sağlanmalıdır -Kadınların mücadele içerisinde tam olarak yer almaları sağlanmalıdır. -Kadının evinden dışarı adım atması, sosyal üretim içinde ve hayatın her alanında en aktif biçimde yerini alması sağlanmalıdır. -En önemlisi de kadının ekonomik bağımsızlığını kazanması ve ayaklarının üzerinde durması sağlanmalıdır. -Kadının, ekonomik hayatta da, siyasi ve günlük hayatta da erkeğe eşdeğer bir görev alması sağlanmalıdır. Yani ekonomik hayatta erkeğin hâkimiyetine son verilmelidir. Kadınla erkek eşitlenmelidir. -Kadınların, sendikalarda, siyasi partilerde, derneklerde, kooperatiflerde örgütlenmesini ve çalışmalara aktif bir şekilde katılması sağlanmalıdır. Çünkü tek başına hiçbir şey yapamayız. Bilmeliyiz ki “Örgütsüz Halk Köle Halktır”. Değerli Halkımız, Kadın ve erkek omuz omuza örgütlendiğimiz takdirde saldırıları püskürtebilir insanca, eşit ve özgür yaşayabileceğimiz sınıfsız bir dünya yaratabiliriz. Unutmayalım ki her şeyden önce insanlığın dolayısıyla kadının ezilmesi sömürülmesi kapitalist düzenden kaynaklanıyor. Kapitalist düzen kadın-erkek demeden eziyor ve sömürüyor. Bu bilinçle de bulunduğumuz her alanda kadın ve erkek el ele omuz omuza mücadele etmeliyiz. Gerçek Kurtuluşumuz için, dünyanın yarısı olan biz kadınların diğer yarısı olan erkeklerle beraber hayatın her alanında örgütlenmesi ve ortak mücadeleyi yükseltmesi gerekmektedir. Bu sağlandığı takdirde, kadınlarımızın kafaları en çağdaş bilimle, demokratik ve laik kültürle donatılacak, sosyal hayatın her alanında aktif bir biçimde çalışmak isteyecek ve toplumda hak ettikleri yeri alacaklardır. Tabiî bu iş siyaset yapmayı da kendiliğinden içerir. Doğaldır ki bu alanda da erkeklerle yarışacaklar. Böylelikle kurtarılmayı, yardım edilmeyi bekleyen ve uman; zayıf, güvensiz insanlar olmaktan çıkacaktır. Tüm Yerel-Sen olarak; Kadınlarımızın bu duruma yükseltilmesi için ne gerekiyorsa duraksamadan, kararlıca yapacağız. KADINIZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ! KADIN ERKEK EL ELE ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYE! TÜM YEREL-SEN İZMİR ŞUBELERİ

devamı

DAYANIŞMA AİDATLARININ İPTALİ VE GERİ ÖDENMESİNE İLİŞKİN AÇILAN DAVAMIZ! Bilindiği üzere kimi sendikalar; yerel yönetimlerle imzaladıkları sözleşmeleri bahane ederek (kendi sendikası dışında başka bir sendikaya üye olanlar ile sendikasız çalışanlardan) sendikalarına maddi kaynak sağlamak adına "EMEKÇİLERİ SÖMÜREN" haksız ve hukuksuz olarak dayanışma aidatı almaktadırlar. Bunun bir örneği de İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZSU ve ESHOT Genel Müdürlüklerinde imzalanan emekçileri sömüren toplu sözleşmedir. Bu Kurumlarda çalışan arkadaşlarımızın mağduriyetlerini gidermek ve yasal olmayan dayanışma aidatlarının iptali için 6 Kasım 2014 tarih, 2014/1862 Esas Numarasıyla İzmir 4. İdare Mahkemesine dava açılmıştır. Dava sonunda son yapılan sözleşmeden (29.03.2014- 31.12.2015 arasında geçerli) kaynaklı çalışanlardan yapılan kesintiler yasal faiziyle birlikte iade edileceği gibi bundan böyle dayanışma aidatı alınmasının da önüne geçilecektir. TÜM YEREL-SEN YEREL YÖNETİMLERDE İMZALADIĞI HİÇBİR SÖZLEŞMEDEN DAYANIŞMA AİDATI ALMAZ ALAMAZ!

devamı